- 04 Şubat 2012 Cumartesi
- Ana Sayfa
- Günün Haberleri
- Foto Galeri
- Video Galeri
- Arşiv
- Sitene Ekle
- Anasayfam Yap
- GÜNCEL
- SİYASET
- EKONOMİ
- SPOR
- YAŞAM
- ASAYİŞ
- EĞİTİM
- SAĞLIK
- MAGAZİN
- KÜLTÜR SANAT
- TEKNOLOJİ
- TÜRKİYE
- DÜNYA
- FOTO GALERİ
Duran Teke / yazar


Güçlerin kontrolü
Başlıkta yer alan “Güç” sözcüğünden kastım duymaya alıştığımız devletlerin birbirine karşı üstünlüklerini ifade eden teknolojik güç değildir.
İnsanın yaşamı süresince elde ettiği veya edebileceği güçlerdir. İster siyasi alanda ister bireysel alanda kişilerin sahip oldukları güç kontrol altında tutulamadığı takdirde sahibinin ve insanlığın felaketini beraberinde getirebilir. Çünkü “ego şişkinliği” insanları, Roma İmparatorlarından Caligula’nın kendini Tanrı ilan etmesi ve gökteki ayın kendisi için yeryüzüne indirilmesini emretmesi gibi akla hayale gelmeyecek mantık dışı istek ve çılgınlıklara sevk edebilir.
İnsanlarda, ister bireysel alanda isterse toplumsal alanda olsun, sınırsız güç kullanımını frenleyecek olan en büyük güç kendi vicdanı ve dini inançlarıdır.
İnsan dünyada fiziki, maddi ve makam gücü olmak üzere üç güce sahip olabilir. Bunlardan fiziki güce, eşit oranda olmamakla beraber, herkes sahip olduğu halde parasal güçle makam gücüne hepsi sahip olmayabilir. Bu bir tercihten ziyade nasip meselesidir. Güçlerden ikisi veya üçünün de aynı şahısta toplandığını görmek mümkün olabilir ancak ölçüsüz kullanıldığında tehlike olasılığı da büyür.
Bu güçleri kullanmada temel ölçü iyi niyet ve insanlığa hizmettir. Çünkü Allah kul hakkı dışındaki her türlü günahı kendisinin affedebileceği müjdesini verdiği halde kul hakkını insanların kendi aralarında halletmesi gerektiğini buyurmuştur. Kul olma konusunda da ne din ne cinsiyet ne de milliyet ayrımı vardır, bu konuda Allah’ın katında herkes eşittir.
Kul hakkı yenilmesinde daha da ileri gidenin (zalim) acıklı halini, Allah hakkı yenene (mazlum), sabrının bir mükâfatı olarak, bu dünyada göstereceği vadinde bulunmaktadır.
Ayrıca Allah’ın diğer bir adaleti de insan ilişkilerinde hangi niyeti taşır da karşısındakine o niyet doğrultusunda muamele ederse Allah da ona iki katıyla karşılık verir.
Yaşam sürecinde ibretlik olmak üzere gerek kendi başımızdan gerekse başkalarının başından geçen yüzlerce olayla karşılaşmışızdır.
İşte onlara yaşamın içinden seçilmiş birer örnek;
İnsan dünyaya geldiğinde dış tehlikelere karşı diğer canlılara kıyasla savunma yeteneği en zayıf olanıdır. Savunma mekanizması ancak uzun bir çocukluk döneminden sonra tamamlanmaktadır. Belli bir yaştan sonra da zeval vakti gelip çatmakta birilerine muhtaçlık kapıya gelip dayanmaktadır.
Darda kalana en fazla dokunan kötülük ettiği insandan göreceği yardımdır. Onun için insan her türlü ilişkilerinde, dara düşeceği bir günde, karşısındakine muhtaç olabileceğini aklından çıkarmayıp ona göre hareket etmelidir.
İnsanın sahip olabileceği güçlerden ikincisi, paranın beraberinde getirdiği zenginliktir. Ancak bu bir kültürün beraberinde gelirse bir değer ifade eder. O nedenle bir görgüsüzün eline düşen servet sahibini bitirmekle kalmaz yakın çevresine de zararı dokunabilir.
Rahmetli babamın bize öğüt vermek için anlattığı yaşanmış bir örnek vardır. Onların gençlik yıllarında köyde zengin bir vatandaş yaşamaktadır. Dostu çoktur, devlet memuru üzerinde de nüfuz sahibidir. Oğlu kendi hanımını biraz da alkolün etkisiyle bir hiç uğruna öldürür. Babası her türlü imkânlarını harekete geçirerek, mahkemede bir gün dahi ceza almamasını sağlar. Günahsız gelin suçsuz yere öldüğüyle kalır ve katilin cezasız kalması aileyi daha da yıkar.
Ancak ah yerde duman havada kalmaz özdeyişi gerçek olur ve ilerleyen zamanda gencin babası öyle perişan olur ki; o malını mülkünü tamamen kaybeder ve sonunda yerden izmarit toplayacak seviyeye düşer.
Devlette her mevki makamın orayı işgal edenlere sağladığı bir güç vardır. Ancak bu güç makam sahibi tarafından dengeli kullanılmalı devletin hukuku korunduğu kadar vatandaşın hukuku da göz ardı edilmemelidir. Makam sahibinden, “zenginden sahavet, makam sahibinden adalet beklenir” özdeyişine uygun olarak herkesin bu haklardan eşit olarak istifade ettirmesi beklenir.
12 Eylül 1980 öncesi ideolojilerin insanların başını döndürdüğü, tebdillerini şaşırttığı yıllardır. İki hemşehri öğretmen kendi ilçelerinde bulunan aynı okulda görev yapmaktadırlar. Ne var ki biri sağcı diğeri solcudur ve birbirlerini öldürmeye bir kurşunları eksiktir. Solcu olan aynı zamanda okul müdürlüğüne vekâlet etmektedir. Hükümette de Rahmetli Ecevit’in başbakanlığında CHP vardır. O nedenle sağcı öğretmenlere, okul müdürü ile yerel politikacıların iş birliği sonucu, gün aşırı müfettiş gelmektedir. Sonuç olarak sağcı öğretmenler değişik illere sürgüne gönderilir.
Bu arada tayini çıkan öğretmenlerden birinin CHP’li olan babası, biraz da oğlunun tayinden duyduğu üzüntüyle, vefat eder. Fakat okul müdürü öğretmene cenaze defin işlemlerini yapabilmesi için, gayet insani ve hem de zaruri olan üç gün mazeret izni vermemekte direnir. Öğretmen valiliğe başvurma sonucu üç günlük izin almaya muvaffak olur. Ve sonrasında yeni görev yerine gider.
Gün olur devran döner tayini çıkanlar tekrar yerlerine döner,12 Eylül sonrası İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri yapılanması sonucu sağcı olan öğretmen Aydın’ın ilçelerinden birine ilçe milli eğitim müdürü olur.
Gel zaman git zaman ilahi adalet tecelli eder ve diğer solcu öğretmenin, geçirdiği soruşturma nedeniyle onun müdürlük yaptığı ilçedeki okullardan birine tayini çıkar.
İlçe Milli Eğitim Müdürünün bu misafirinin durumuna nasıl üzüldüğünün ve durumunun valilikçe düzeltilmesi için ne emekler sarf ettiğine yakinen şahit olanlardanım.
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı

- Künye
- |
- İletişim
- |
- Ziyaretçi Defteri
- |
- Sık Kullanılanlara Ekle
- |
- Copyright ©2008 Aydın Net Haber
Yazılım: CM Bilişim
